0 %

Paragraf Yorumları

Yorumlar yükleniyor...

Yorum Yap

ÖZEL BÖLÜM 1

Yazı Boyutu
100%

YYYU ÖZEL BÖLÜM.

⛅️

OĞUZ YALDIZ.

"Hadi, basketbol oynamaya inelim," dedi Selim, kolunu omzuma atarak.

Okul çantamın askılarını omuzlarıma geçirip, "Eve gitmem lazım," dedim ona. "Kardeşime yemek hazırlamam gerekiyor."

"Doğru, Piraye evdeydi."

Kendi çantasını da sıradan aldığında başımı sallayıp arkasından ilerledim. Bugün derslerimiz bitmişti. Basketbol oynamak bu hayatta en haz duyduğum şeylerden ilkiydi ama kız kardeşimin bana ihtiyacı olduğu için bugün yapamazdım. Selimle koridora çıktığımızda Cesurla Fatih'in önden ilerlediğini gördüm. Selim ve onlar benim çok yakın arkadaşlarımdı. Özellikle Selim'i çok severdim. Dostumdu.

"Esra'yla oynarım ben de," dediğinde üzgün bakışlarımı ona çevirdim. Esra, Selim'in iyi niyetini hak ediyor muydu, hiç emin değildim. Maalesef ki Esra Selim gibi sadakatli birisi değildi, diğer erkekler tarafından da beğenilmeyi istiyordu. Bu gözle görülebilir bir şeydi. Zaman zaman bana kur yaptığı da oluyordu, hatta Selim'in yanında bile. Selim'in bunları farkında olmadığını sanmıyordum, o derece aptal değildi. Bu olanları, sevgilisinin bana yürüdüğünü görüyordu ama olmamış gibi davranıyordu; onunla ilişkisine devam etmek için. Bana da, Esra'nın Selim'i sevmesini istemekten başka şey kalmıyordu.

"Güzel, eğlenin," dedim onunla aşağı kata inip koridora girdim.

Sonradan bana söylediği şeye gülüp başımı kaldırdım ve gözüme renkli bir şey çarptı. Kızıl, kıvırcık saçlar. Gözlerim tesadüf ederi çarptığı kızıl saçlara takılı kaldı ve Selim ilerlemeye devam ederken ben durdum. Bir kız, koridorun diğer ucundan bu tarafa doğru, kırmızı pileli eteği ve kızıl saçlarıyla yürüyordu. Saçlarının rengi çok hoştu, bakışlarımı üzerinde gezdirince yüzünün de çok tatlı olduğunu gördüm ve kalbimin manasız şekilde çarptığını hissettim.

Yüzünü kaldırdı ve yalnızca bir saniyeliğine göz göze geldik.

Sonra kırmızı pileli eteğiyle önümden geçti.

Yanımdan geçip az önce indiğim merdivenleri tırmanmaya başladığında kafamı ona doğru hareket ettirdim ve saçlarının kat kat sırtına dökülmesine gülümsedim. Tamamıyla gözden kaybolduğunda yüzümü asıp arkasından gitmeye yeltendim ama o sırada, "Oğuz," diye seslendi yürümediğimi fark eden Selim. "Kanka, hadi."

Başımı önüme çevirdim ve talihime sitem edip Selim'e doğru yürüdüm. Kızı ilk kez görmüştüm, hangi sınıf olduğunu bilmiyordum ama çok tatlıydı. Ya da saçları çok güzeldi, bilmiyordum. Yalnızca... birini görürsün ve diğerlerini gördüğün andan farklı hissedersin, bu da öyle bir şeydi.

"Neye bakıyordun öyle?" Dedi Selim, gülerek.

Omuzlarımı silktim. "Çok tatlı bir kız gördüm."

Bir ıslık çalıp önüne döndüğünde uzanıp ensesine bir tane vurdum. Okuldan beraber çıkınca otobüse atladım, kardeşim için bir an önce eve gitmeliydim. Durakta inip eve ulaşınca içeriye girdim ve Piraye'nin televizyon izlediğini görüp yanına gittim. Yanaklarına öpücük koyup, "Bir şeyler yedin mi?" Diye sordum.

"Çorba ısıtacaktım, ocağı yakamadım abi."

"Ocakla uğraşma demiştim ben sana." Bunun için küçüktü, elini ve daha fenası evi yakabilirdi, kendisiyle beraber. Çantamı odama bırakıp mutfağa geçince tencereyi tezgâhta buldum ve ısınmaya koydum. Islık çalarak kase çıkardım, bir kepçe koyup yanına ekmek ekledim. Hepsini mutfaktaki küçük masaya koyup içeriye seslendim. "Piraye, abiciğim. Hadi."

"Çizgi filmin heyecanlı yerindeydim..." söylene söylene içeriye girdiğinde yanağından makas aldım ve çorbasının hepsini bitireceğinden emin olmak için yanında bekledim. "Sen yemiyor musun abi?"

İki gündür bu çorbayı yediğimiz için biraz sıkılmıştım. "Kendime ekmek arası bir şeyler yaparım."

"Biliyor musun abi, okuldaki arkadaşlarıma senin baskebolcu olduğunu söyleyerek hava atıyorum."

Onun saçlarını okşarken gülümsedim. "Umarım ileride gerçek bir basketbolcu olabilirim."

"Olursun tabi abi! O zaman odana kendi posterini asarsın."

Tatlı şirinenin yanağından öpüp yanından kalktım ve odama girince gömleğimin düğmelerini çözmeye başladım. Dudaklarımı ısırıp dolaptan kendime tişört alırken kızılı düşündüm. Onu bir daha görebilmeyi umuyordum. Okulda daha önce dikkatimi çeken böyle bir kız olmamıştı. Gömleğimi yatağa bırakıp tişörtü başımdan aşağıya geçirirken aynadaki yansımamdan gülümsediğim gözüme çarptı. Kendime surat asıp yatağımın köşesine oturdum. "Adı ne acaba?"

Adını öğrenmek için ne gibi fırsatlarım olurdu acaba? Ortak bir arkadaşımız vardır belki. Yatağa uzanıp elimi yastığın altına koydum, gözlerimi kapatınca güzel yüzünü tüm detaylarıyla hatırladım. Kızı yalnızca birkaç saniye görmüştüm, hafızama böyle derince sızması çok plansız olmuştu.

Ertesi gün okulda onu aradım, o kızı. Onu gördüğüm koridorda dolaştım, bir üst kata bir de alt kata çıkıp indim. Ellerimi okul pantolonumun ceplerinde tutarken tenefüslerde sınıfları gezdim. Kafamı, onu görme ümidiyle sınıf kapılarından içeriye sokup baktım ama rastlamadım o güzel kıza. Bu bir gün olmadı, ikinci gün de oldu, üçüncü gün de. Tenefesülerimi koridorlarda, onu arayarak geçirdim. Birkaç arkadaşlarıma kızıl bir kız tanıyıp tanımadıklarını sordum. Belki kitap okuyor diye düşünüp kütüphaneye gittim, etrafta onu araştırdım.

Fakat o güzel kızı bir daha göremedim.

Günler günler sonra, "Sağ salim git oğlum," diye evden uğurladı annem, ben dershaneye gitmek için ayakkabılarımı giyerken.

Ayakkabı bağcıklarımı halledip doğrulunca sokak kapısının arkasında sevgi dolu gözleriyle beni izleyen anneme döndüm. Başına attığı yazmasını düzeltip alnından öptüm. "Sen de kendini çok yormadan çalış annem."

Beni yanaklarımdan öpüp uğurladığında yanağından makas alıp arkamı döndüm ve zaten girik katta oturduğumuz için merdiven inmeden direk apartman kapısından çıktım. Yirmi yıllık bir apartmanda, bakımsız evde oturuyorduk. Babam olacak it çalışıp iyi bir baba olsaydı daha iyi bir evde yaşayabilirdi annemle kız kardeşim. Fakat babam asla ailesi için çaba sarf etmeyen birisiydi. Şu liseyi bitirsem, çalışsam, basketbolcu olsam, annemle kız kardeşime hak ettikleri o hayatı verebilsem...

Birkaç dakika yürüyüp metro durağına ulaşınca ellerimi ceplerime attım ve ıslık çalarak metronun gelmesini bekledim. Çocuklar benden sonraki durakta binecekti. Selim, Cesur, Fatih ve Esra. Metro raylarda görünüp yavaşladığında derin bir nefes verdim ve içeriye ayak bastım.

Metroya.

Kapılar kapandığında sırtımı bir demire sabitleyip saçlarımı karıştırdım ve başımı kaldırdığım an gördüğüm şey karşısında nutkum tutuldu. Kızıl saçlar dalga dalgaydı, o kız buradaydı. Siktir. Şayet onu görmek için delirdiğimden bir sanrı değilse bu o kız hakikaten buradaydı. Metronun içeride, az ilerideydi. Üzerinde montu, atkısı vardı. Demirden tutuyor, şarkı dinliyordu. Boğazımın kuruduğunu fark ettim, üç kereden fazla yutkunup gülüşümü dudaklarımdan kaçırdım.

"Nasıl yapacağım, onu bir daha gözden kaçıramam..."

O sırada omzundaki çantayı düzelttiğini, bu sırada da kulaklığının birinin kulağından çıktığını görüp ağırca hareket ettim. Yanaklarımda ısıyı hissederken dizlerim de birbirine vuruyordu. O ileriye, metronun camlarından dışarıya bakarken kendisinden hızlı davrandım ve omzuna düşmüş olan kulaklığı alıp kulağına geri taktı.

İrkildi ve başını bana çevirdiğinde yüzünü ilk kez böyle yakından görmüş oldum. Beyaz tenliydi ve yanaklarında birkaç çil vardı. Gözbebekleri, muhtemelen tanımadığı bir erkek ona yaklaştığı için irice açıldı ve sertçe yutkundu. Ne diyeceğimi bilemeden gülümsemeye başladım ve gözlerinin gamzelerime kaydığını fark edince ensemi kaşıdım. Gözlerini çekip, "Teşekkür ederim," dedi, konuşmayı yeni hatırlamış gibi.

Ve sesini ilk kez duyduğum o an. Tatlı, hafif şaşkın sesi. Kulağıma diğer her sesten daha özel geldi, bana metronun raylarından yükselen ürkütücü sesi unutturdu. Gözlerimin ona o şekilde bakmasını engelleyemeden, "Seni tanıyorum," kelimeleri çıktı dudaklarımdan. Kavruk boğazım, bir saniyede sayısız kere çarpan kalbimle denk oldu. "Kırmızı pileli eteğimle yanımdan geçmiştin."

Şaşırdığı belliydi, gözleri büyüdü. "Ama ismimi bilmiyorsun değil mi?" Diye karşılık verdi, tez bir sesle.

Gülümsedim. "Galiba sen benimkini biliyorsun?"

"Basketbol takımındaki herkesi tanırım," diyerek dudaklarını kemirdi.

"Hımm," dedim hala gülümsemeye devam ederek. Dilimi dudaklarımda gezdirdim. "Demek basketbol seversin?"

"Evet, öyle."

"En son hangi maçı izledin?"

"Ihmm..." diye geveledi.

"Evladım, bir çık!"

Bastonlu bir teyze beni ittirerek aramıza girdiğinde birkaç adım gerilemek zorunda kaldım, böylelikle göz temasımızda bozulmuş oldu. Arkadaşlarımın yanına geri dönerken çaktırmadan bakmaya çalıştım, o da gerileyip metronun direğine yaslandı ve önüne döndü. Ofladım, teyze aramızda girmese onunla daha fazla konuşabilirdik. Arkadaşlarım gevelerken kaçamak şekilde bir daha ona baktım ve bakışlarımız çarpıştığında göğüs kafesimde bir darbe hissettim.

İkimiz de bakışlarımızı kaçırdık.

Sonraki dakikalar arkadaşlarımın boş yapmasını dinledim. Esra yine bildiğimiz gibiydi, bana kur yapıyor ve Selim'e boş zırvalıyordu. Yok kalçalarıymış, yok erkekler bakarmış. Bir de bu konuya beni dahil ettiklerinde ona kendisinden hoşlansaydım okul duvarlarında Selimle değil, benimle öpüşeceğini söyledim ve Selim beni geriye itince sırıttım. Ayağım takıldı ve arkaya yalpaladım, bir anda kızılın yanındaki boş metro koltuğuna düştüm ve onun şaşkın bakışlarına gülümsedim. "Selam."

Bir an yanağımdaki derin gamzelere baktı. "Selam."

Hemen önüne dönmek için hareket ettiğinde kulaklığının tekini kulağından çıkardım. "Ne dinliyorsun?"

Şaşkınlıkla kıpırdandı. "Duman."

"Bakalım." Hayret ettim, çünkü kulaklığı hiç tiksinmeden kulağıma taktım ve çalan şarkıya kulak verdim. Sevdiğim bir grup, sevdiğim bir şarkıydı; zevklerimizin benzer olması beni heyecanlandırdı. Alnıma düşen kıvırcık saçlarımı üfleyerek uzaklaştırdım ve gözlerinin içine bakarak şarkıdan bir sözcüğü gözlerinin içine bakarak fısıldadım. "Ölmeden son bir defa, belini kavrasam yeter."

Ölüm... Beni ancak yetmiş yaşımda bulur herhalde diye düşündüm ve metro bir durup bir devam ederken, onun önüne dönerek titreyen elleriyle oyalandığını gördüm. Şarkının kalanını onun yanaklarını, kıvırcık saçlarını, ince parmaklarını izleyerek dinledim. Arkadaşlarım az ileride bir şeyler zırvalarken daha o saniyeden bu güzel kızı izleme hissini sevdiğimi fark ettim ve bunun devam etmesi için neler yapabileceğimi düşündüm. Ona açılacaktım, bu metrodan çıktığımızda ondan numarasını isteyecektim.

Tabi dünyam, birkaç dakika sonra alt üst olmasaydı.

Ölmeden son bir defa, belini kavrasam yeter.